İzmir körfezinde 1965 yılından beri balık avlarım. Körfezde çok güzel, heyecan ve mutluluk dolu av hatıralarım vardır. Kalede yaz aylarında batıklarda avladığımız çipuraları unutmam mümkün değil. Çipura avcılığı, zokalı iğne ile özel teknik ve tecrübe isteyen bir avcılıktır. Kaleye herkes ava giderdi ama, her oltacı aynı şansı bulamazdı. O zamanlarda olta ile balık avlayarak geçimini sağlayan pek çok usta oltacı vardı. Balığın avlandığı durgun sabah suyunda av alanına tecrübeli olmayanlar girmeye pek cesaret edemezdi. Çünkü kürek üstü avlanılırdı. Bunun anlamı demir atma şansı yoktu. Ayrıca en ufak bir gürültü yapan o ortama girmemeliydi. O günler için oltacılık önemli bir ekmek kapısıydı. Bugünkü gibi balık çiftlikleri yoktu. Sofralık çipuranın önemli bir kısmı yaz aylarında ancak olta avı ile sağlanabiliyordu. Özellikle olta ile tutulmuş çipura yüksek fiyatla pazarlandığı için 1-2 kg sofralık çipura tutan günlük geçimini sağlayacak parayı kazanabiliyordu. Bu nedenle avcılıkta çok dikkatli davranılırdı. Bir kayıkta ufak bir tık çıkması herkesin o tarafa doğru “Ne yapıyorsun kardeşim balığı ürkütüyorsun, burada avlanmasını bilmiyorsan gelme kardeşim” der gibi dikkatle bakmalarına neden olurdu. Kimse bir tek kelime söylemezdi ama bakışlardan mutlak bir “Aman ha, dikkat et, gürültü yapma” dedikleri hissedilirdi. Gürültüyü çıkaran usta bir kayıkçı ise, mahcup bir şekilde başını öne eğerek özür diler gibi bir duruş alırdı. Hatıra dolu güzel günlerdi bunlar.
Avlananların çoğunluğu bu işi meslek olarak seçen kişilerdi. Keyifçilerden ancak çok tecrübeli olanlar bu av bölgesine katılabilirdi.. Her halde okuyucularım bu tabirimi hoş göreceklerdir ama gerçek bir çipura avcısıydık. Ağabeyim Prof Dr. Mete Alpbaz ilk zamanlar benim balık avı merakıma “Bu da çekilir mi? Saatlerce teknede sessiz beklenir mi?” derdi. Sabırsız bir kişiliği vardır ağabeyimin. Ama zamanla merakı neredeyse beni geçecekti. Çoğunlukla ava onunla çıkardık. Komşumuz rahmetli Emin ağabeyimiz de usta ve bizimle ava çıkan av arkadaşımızdı. İşte bu av günlerini unutmak ve o günleri aramamak mümkün değil.
Bu avlar 1975’lere kadar sürdü. Kaledeki gemiler istiklal harbi sırasında İzmir körfesine düşman gemileri girmesin diye batırılan gemilerdi ve 1975’li yıllardan sonra kanal tabir ettiğimiz gemi yolunu temizlemek için bu gemileri dinamitleyip çıkardılar. Bizler, önemli bir av alanımızı kaybediyoruz diye çok üzülmüştük. Bu konuda ticari kaygılar öncelik taşıyordu. Burada öyle ki kürek üzeri gezerken oltanızı attığınızda dibe giderse 14-16 kulaca gider ve burada av olsa da daha az olurdu ama, 6-7 kulaca, batık üzerine oltanız düşer ise 5-10 dakikada bir iri çipura alma şansınız yüksekti. Canlı olarak taktığımız yengecin civa ile parlattığımız zokalı olta üzerinde oynayan kollarına çipura dayanamazdı. Oltada balık var ise bu mutlaka çipuraydı. Diğer balıklar yengeci pek alamazdı. Sülünes ile de çipura avlanır ama diğer isparoz gibi balıklar yemi bozduğu için çipura avında mutlaka tırnak büyüklüğünde yengeç kullanırdık. Bu yerde herkes batık üzerine düşmeyi amaçladığından, küçük bir alana onlarca tekne toplanırdık.
Genelde zokalı iğne ile çipura avında beden olarak 25 no misina öneririz. Ben biraz da işin heyecanında olduğum ve daha hassas ve zevkli hissedilir bir avlanmayı sağladığı için 20 no misina ile takım hazırlarım. Genelde olta yapımında 25 no beden ve fırdöndüden sonra daha ince 20 no köstek öneririz. Nedeni de misina takılırsa ana gövde kopmasın. Ama artık misina pek pahalı olmadığından ben ters bir takım yaparak, beden 20 fırdöndüden sonra köstek olarak 25 no kullanırdım. Bununda nedeni balığı tekne yanına kadar getirdikten sonra tekneye alırken misinanın kopma ihtimali nedeni ile köstekte daha kalın misina kulanmayı tercih etmemdendi. Genel kurala uymayan bu takım ile yıllarca çipura avladım. İnce misina ile çipura çekmek, kalama vererek balığı dikkatle tekneye getirmek gerçekten büyük heyecan verir. Acele çekersen misina kopar. Ağır çekersen balık kaçar. Çipura avında kepçe kullanmayı pek sevmezdim ve balığı sallasırt almayı yeğlerdim. Bu nedenle köstekte 25 no misina kullanırdım.
Ağabeyimle çipura avlarında yakaladığımız en iri çipurayı rahmetli Babam Salih Alpbaz’a ayırırdık. Balık yemenin hakkını verirdi. Allah gani gani rahmet eylesin. Avdan Dönüşde “Evlat benim Hakkımı ayırdın mı?” diye gülerek bakan babama. “Ayıp ettin baba” demek en büyük zevkimizdi.
1976’da eşimle yurt dışına gittik. Japonya’da balık yetiştiriciliği üzerinde çalışmalarda bulunmak üzere Tokyo Su Ürünleri üniversitesinde çalışıyordum. 1,5 yıl orada kaldık.
Yurt dşından dönünce bir ara babamın yaptığı bir espriyi hiç unutamam.
“Evlat, iyi ki döndün” demişti. Eliyle diğer elinin yarısını gösterirken “Bu ağabeyin sübyancı evlat, hep el kadar balıkları avlayıp getiriyor. Sayende doğru dürüst balık yeriz artık” deyince; ağabeyim, “Baba baba nankörlük yapma derken” babam kıs kıs gülüyordu. Babam gülerken bir yandan da “Hakikatler saklanamaz evlat” diyordu.
O zamanlar, 1965-70’lerde, Narlıdere Sahil Evleri bir sayfiye yeri idi. 1970’li yıllarda önce belediye otobüsü ile İnciraltı’na gelir oradan yayan 20-25 dakikada sahile gelirdim. Bu yürüme anında yanımdan nadiren bir araba geçerdi. Bu günlerde ise her taraf araba dolu. O yıllarda akvaryum balıkları için su piresi topladığım evimizin karşısındaki bataklıklar artık modern lüks evlerle doldu.
Körfezdeki kirlenme nedeniyle 1995’den sonra artık bir tek balık tutmak mümkün olmadığından avlanmamızdan ayrılmak zorunda kaldık. O güzel deniz, iç körfezden sonra orta körfezi de kirleterek neredeyse kaya balıklarının bile yaşayamayacağı bir ortama dönmüştü. Bırakın çipurayı, ısparoz bile avlanamaz olmuştu. Bir sayfiye yeri olan evimizin önü kokuyordu. Kontrolsuz akan lağımlardan dolayı denize de girilemiyordu. Kıyıda gargaloz dediğimiz kepçe ile küçük yengeç topladığımız kıyı otluklarında bir tek olta yemi çıkmıyordu. Deniz ölmüştü ve olta avcılığımız da bitmişti. Böylece 15 yıl önce 1994’de bu yazlık evimizden uzaklaştık ve Çeşme’de av aramaya başladık.
Neyse yıl 2005. İzmir körfezinde bir şeyler değişmeye başlamıştı. Önce Bayraklı’daki pis kokular kayboldu. Bir mucize oluyordu sanki. İzmir körfezi yenileniyordu. Temizlenen denizde artık balıklar oynaşmaya başlamıştı. Şimdi ise bu yazıyı yazdığım tarih 6 aralık 2009. Bir mucize yaşıyorum. Eskiden sadece yaz aylarında avcılık yaptığım sahil evlerinde; bugün evimin önünden kıyıdan 50 metre uzakta kalamar ve mürekkep balığı avına çıkacağım. Artık yaşlandık ama 2,5 metre hemen kıyıya çekilebilen küçük bir tekne aldım. Yaş 70 olsa da olta hastalığı devam ediyor. İzmir’in sonbaharında (Aralık ayında daha kış İzmir’de başlamadı sayılır) balık avına çıkma heyacanı yaşıyorum. 1980’li yıllarda mürekkep balığı avı için Kasım aylarında Degaş önlerine giderdik. Çünkü bu bölgeler Kasım-Şubat arası çok iyi mürekkep balığı avı verirdi. Şimdi ise evimin önünde şemsiye olta ile mürekkep balığı ve kalamar avlıyorum. Geçen gün değerli arkadaşım Mordoğan’daki Cem Kaptan telefon etti. Beni balık ve kalamar avı için Mordoğan’a davet ediyordu. Teşekkür ettim. Dedim ki ‘Vallahi bizim burada kalamar kaynıyor, inşallah başka bir gün’ dedim. Sanırım bu günlerde Mordoğan’da bizim kadar kalamar tutamıyordur.
EVET bu mucize izmir çevre kanalı sayesinde oldu. Artık körfez diriliyor. Eskisi kadar iri çipura çıkmasa da lidaki bu sene çok bol idi. İleriye daha ümitle bakıyorum. Artık günümüzde olta ile balık avlayarak para kazanmak pek iş alanı olarak kalmadığından ve kafes çipurasının bolluğu nedeni ile sadece para amacıyla körfezde olta ile çipura avlayarak para peşinde koşan kalmadı sayılır. Ortam keyifçilere kaldı. Bu da bence çok güzel bir gelişme .
Özetle; İzmir çevre kanalına emeği geçen tüm Başkanlara, bir İzmirli, bir deniz aşığı ve olta hastası olarak bu günleri bizlere gösterdikleri için minnettarım. İzmir körfezinin temizlenmesi konusunda ilk konuşamalar 1960’lı yıllarda başlamış ve körfezin temizlenmesi konusunu ve dikkatli olunmasını ilk kez 1962’de o zamanın valisi Sn. Enver Saatçıgil dile getirmiş. Daha sonra ilk kez Osman KİBAR Belediye başkanı olarak ilk çevre kanalı planlaması çalışmalarını başlatıyor. Daha sonra İzmir Belediye başkanı olan Sn. İhsan Alyanak, Sn. Cahit Günay, Sn. Ceyhan Demir, Sn. Burhan Özfatura, Sn. Yüksel Çakmur ve tekrar S.n Burhan Özfatura, Sn. Ahmet Piriştina ve Sn. Aziz Kocağoğlu’nun çalışmaları ile bu günlere ulaştık ve mutlu sondayız. Hizmeti geçen herkese müteşekkiriz. Ama bu konudaki çalışmalar durmayacak. Durmamalı. Yaşatılması ve körfezin korunması devamlılık gerektiren bir konu. Yaz başında yine Çiğli’den kokular geldi ve sanırım Belediye gerekli çalışmaları yaptı ki son aylarda bu kokuları hissetmiyoruz.
Ne mutlu bu güzel günleri görmek. Umarım bugünün çocukları büyüdüklerinde cennet gibi temiz bir körfez kıyısında yaşarlar ve bizler gibi balık tutarlar. Gelecekten umutluyum artık ve gelişen Türkiye tüm denizlerini korumada hassas davranarak gelecek nesillere bu güzel ülkemizi daha temiz denizlerle devredeceklerdir. Denizleri temiz olmayan bir ülkenin, zaten temiz ve uygar bir ülke olduğu da söylenemez düşüncesi ile, herkese bol avlar diliyorum. Rastgele.